Forumnefer'e hoş geldiniz.

Eğer üye iseniz lütfen giriş yapınız, henüz üye değilseniz ve forumdan tam olarak yararlanmak istiyorsanız bizim topluluğumuza katılabilirsiniz.
iyi Formlar dileriz.



 
AnasayfaKapıTakvimKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Maviş'le bir kahve molası!.....

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Sonraki
YazarMesaj
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   23rd Haziran 2010, 20:10

güvenmek ve güvenilmek

Birbirimizi görmeden, tanımadan ve sadece "hissederek" yürüttüğümüz dostluk ilişkisi yaşamımızdaki diğer ilişkilerden çok farklı gelişiyor..
Gerçek yaşamda önce fizikleriyle, giyim kuşamlarıyla, sonra da fikirleriyle ve yaşam görüşleriyle, zihinleriyle tanışırız insanların..
sanal ortamda, önce fikirler ve görüşler ön plandadır, birbirimizi zihinlerimizle tanırız, severiz ( ya da sevmeyiz )
ve bazen de tanımak isteriz, görüşür tanışırız.... Değer verir, dost oluruz..



"Dostunuz size aklından geçenleri açıklarken ne 'hayır'ı ne de 'evet'i ona söylemekten korkmayınız. Ve o sustuğunda yüreğiniz onu dinlemeyi sürdürsün; eğer dostun senin içindeki denizin alçalacağını bilmek zorundaysa, bırak yükseleceğini de bilsin..
Yalnızca zaman öldürmek için aranılan dost nedir ki?
O, sizin ihtiyacınızı karşılamak içindir, yoksa anlamsız boşluğunuzu değil.. Ve dostluğunuzun uyumunda, bırakın kahkahalar yükselsin ve zevkler paylaşılsın..."



Bazen bu büyü bozulmasın diye, dürüst olamadığımız için, bu tanışmayı istemeyiz. Karşımızdakinin dürüstlüğü veya bizimki. Bir şekilde kafamızda hep dürüstlüğü sorgularız, güvenmek isteriz yazılana, dostlarımıza....

Hiç kimse yalanı sürekli sürdürecek kadar zeki değildir... Ve hiç kimse de bu yalanlara sonsuza kadar inanacak kadar saf değil... Dürüstlük, özgürlük demektir ve özgürlük kısıtlanmamalıdır asla...

İnsan; karşısındakini bir süre aldatabilir belki... Hatta uzun bir süre de bunu devam ettirebilir... Ama kendini kandıramaz, bunu hep sürdüremez. Sürdürürse, kişilik sorunları başlayacaktır, yarattığı kahramanı yaşatmaya çalışırken, kendisini yaralamış, hatta öldürmüş olabilir...
Ne kaybederiz oysa ne olur boyumuz kısa veya uzun ise, zayıf veya şişman isek... Sağlığımız yerinde veya değil ise...
Eksiklerimiz varsa... Paramız olsa veya olmasa... Veya o filmi görmemişsek, o şiiri duymamışsak.... Ya da o ülkeye gitmemişsek...

Sesimiz güzel değilse... O konuya yabancı isek.... Söylediğimiz yaşta değilsek... Manken-fotomodel bir kadın veya atletik vücuda
sahip bir erkek değilsek.. Ya da yaşamımızda olmadığını söylediğimiz birileri varsa... Ne fark eder dostluk adına..
Yalanların esiri olarak yaşamak ve bir gün her şeyden kaçmaktansa, dürüst olmayı denesek dostlarımıza ve kendimize...
Yarattığımız dünyanın bir gün başımıza çökmesindense...
Daha kötüsü, bir başkasının dünyasını yıkmaktansa....


"Tıpkı okyanusun sahilinde durmadan kumdan kaleler yapan ve sonra da bir vuruşta gülerek yıkıveren çocuklar gibi. Oysa sizler kumdan kaleler yaptıkça okyanus sahile daha çok kum yığmaktadır ve yaptığınız kaleleri yıktıkça okyanus sizlere gülmektedir.."



Kendine mükemmel bir kişilik yaratmak çok kolay...

Zor olan, olduğunu dürüstçe olabilmek... En acı gerçeğin bile en güzel yalandan üstün olduğunu hatırla...
Dürüstlük temelinde oturan dostlukların daha değerli ve uzun ömürlü olacağını ta içinde biliyorsun...
Unutma, uzun vadede dürüstlük her zaman galip gelecektir...
Kendini zor olsa da, acı olsa da, kabullen... Çünkü sen biriciksin, çok değerlisin. Sonradan acısını çekeceğin hayalleri yaratma..



"Acınız, idrakinizi kaplayan kabuğun kırılmasıdır.

Nasıl ki, bir meyvenin yüreğinin güneşi görebilmesi için kabuğunun çatlaması gerekir, acı da sizin için öyledir.
Kalbinizi güncel yaşantınızın mucizelerine hayran tutabilseydiniz, acınız mutluluğunuzdan daha az görkemli olmazdı.

Tıpkı; tarlalarınızdan geçip giden mevsimler gibi, yüreğinizin mevsimlerini de kabul edebilseydiniz, Pişmanlık ve üzüntülerinizin
Kış'ında çevrenize huzur içinde bakabilirdiniz... Acılarınızın çoğu kendinizce seçilmiştir. İçinizdeki hekimin hastalıklı benliğinizi
tedavi amacıyla verdiği tatsız ilaçtır...

Bu nedenle, içinizdeki hekime güvenin ve uzattığı devayı sükûnetle ve yatışarak için.."



Karşındakine güvenmek istiyorsan, dürüstlük arıyorsan, önce kendini güvenilir kılmalısın





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   30th Haziran 2010, 01:03

ASIK OLMADAN BIR DÜSÜN DIYOR CAN DÜNDAR :






Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin...

Sokağa fırlayacaksın...

Sokaklar da dar gelecek...

Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi...

Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...

Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak
kadar küçüleceksin...

Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...

"Önemli olan sağlık." "Yaşamak güzel." "Boş ver, her şey unutulur."

Sen hiçbirini duymayacaksın...

Gözyaşlarından etrafı göremez hale geleceksin...

Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında
ölmek isteyecek

Kadar çok seveceksin...

Hep ondan bahsetmek isteyeceksin...

"Ölüme çare bulundu" ya da "Yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını
kaldırıp ne

Dedin?" diye sormayacaksın...

Yalnız kalmak isteyeceksin...

Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...

İkisi de yetmeyecek...

Geçmişi düşüneceksin...

Neredeyse dakika dakika...

Ama kötüleri atlayarak...

Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin...

Gittiğin yerlere gitmek...

Bu sana hiç iyi gelmeyecek...

Ama bile bile yapacaksın...

Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın...

Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yasamak için direneceksin...

Hayatinin geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin....

Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...

Herkesi ona benzetip...

Kimseyi onun yerine koyamayacaksın...

Hiçbir şey oyalamayacak seni...

İlaçlara sığınacaksın...

Birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan. Sadece bir
müddet buzlu camin arkasından seyrettiren...

Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...

Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin...

Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...

Sabahı iple çekeceksin...

Bazen de "Hiç güneş doğmasa" diyeceksin...

Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...

Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...

Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak
isteyeceksin...

Nafile...

Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...

Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin...

Her sıçrayarak uyandığında onun adini söylediğini fark edeceksin...

Telefonun çalmasını bekleyeceksin...

Aramayacağını bile bile...

Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek...

Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla...

Yüreğin burkulacak...

Canin yanacak...

Bir daha sevmemeye yemin edeceksin...

Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden...

Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın...

Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret
edeceksin... Yasadığın şehri terk etmek isteyeceksin...

Onunla hiçbir aninin olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...

Ama bir umut...

Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...

Bu umut seni gitmekten alıkoyacak...

Gel gitler içinde yaşayacaksın...

Buna yasamak denirse...

Razı mısın bütün bunlara...?

Hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?

O halde asık olabilirsin

CAN DÜNDAR




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   30th Haziran 2010, 01:04

YENİDEN YAŞAMAK

Yalnizligi,aglamayi bilir misin?.

Bilirmisin yalnizlik ne demek?.. Bilir misin gökyuzundeki yildizlardan medet ummayi?.. Uzattin mi elini bir yildiz boyunca, belki tutarim diye farkinda olmadan?




Uykusuz kalmayi bilirmisin sabaha kadar?. Hic kustun mu hayata?. Aslinda kendindir kustugun kucugum?.

Kapatip gozunu hayaller kurdugun oldu mu gelecege dair?. Bazen kucuk bir masumiyet belirir tebessumunde, bazen gozunde hircin bakislar.
Kizdin mi kaderine gunlerce?. Kendini taniyamadigin oldu mu hic?.Bazen cesaret edemeyen konusmaya ve bazen de hic susmayan sen.

Sevdin mi birini?. Her yagmur yagisinda saatlerce bekledin mi sevdigini pencerenin onunde?

Bir yudum sevgi dilendigin oldu mu, sert bakislardan?. Yaslanacak bir omuz aramadin mi?. Birden güldügün oldu mu sebepsiz?. Her siirde kendinden bir seyler bulmadin mi hic?. Rüyalarda yasadigin oldu mu hayatini, istemedigin oldu mu uyanmayi?.
Baktigin ama goremedigin oldu mu etrafi?. Ufak bir sorunu buyutup olmeyi de mi istemedin hic?

Sebebini bilmedigin bir agirlik cokmedi mi ustune?.
Buyudugunu farkedip zamana dusman oldun mu?.
Hecelerin az geldigi, kelimelerin yetmedigi oldu mu duygularini anlatmaya?.
Agladigin oldu mu sebepsizce sabaha kadar?. Belki sen aglamati bilmiyorsunndur , sevmeyi bilmedigin gibi.

Iki damla yasdegildir aglamak. Once huzunlenmek, sonra dusunmek, hayal etmek.. Anilari yasamak, buyuk bir ozlem icinde o kucuk oyuncak bebege sarilmak.
Iste budur aglamak ve yeniden yasamak.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   30th Haziran 2010, 01:04

Kurşunkalem Gibiyiz...

Hiç kurşunkalemle aramızda benzerlikler olabileceğini düşündünüz mü?

"Nasıl?" dediğinizi duyar gibiyim. İşte açıklaması:

*Kurşunkalem gibiyiz, hatalarımız düzeltilebilirse de izlerini
tümüyle yok edemeyiz. Geçmişi değiştiremeyiz ama düzeltme yoluna
gidebiliriz.

*Kurşunkalem gibiyiz, acılarımız bizim kalem açacağımızdır.
Yaşadığımız zorluklar kişiliğimizin biçimlenmesine yardımcı olurlar.

Kurşunkalem gibiyiz, birisinin elimizden tutmasına izin verirsek çok
şey yapabiliriz.

*Kurşunkalem gibiyiz, her fırsatta izimizi bırakabiliriz. Yaşamda
var oluş nedenimiz budur, izimizi bırakmak. Belki küçük bir yolda,
belki birlikte olduğumuz insanlarda, belki yetiştirdiğimiz
insanlarda, ama kesinlikle arkamızda iz bırakmaya çabalamalıyız.

*Kurşunkalem gibiyiz, içimizde ne olduğu önemlidir. Anlayış ya da
hoşgörüsüzlük, sevgi ya da şiddet, barış ya da huzursuzluk, nezaket
ya da benmerkezcilik, umut ya da umutsuzluk, yüreklilik ya da korku,
önemli olan içimizde ne olduğudur.

Şimdi yazı yazmak için elinize bir kurşunkalem aldığınızda, bir an
için durun ve bu küçük yazı aracını düşünün. O, bize yaşam hakkında
kimi önemli dersler öğretmektedir.*


Steve Goodier'den


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   30th Haziran 2010, 01:05

HER ANIN GÜZELLİĞİNİ YAŞAYANLAR İÇİN







"Farz edin ki her sabah hesabiniza 86400 Amerikan Dolari kredi veren bir bankaniz var, ama bir günden digerine hiç bakiye devretmiyor.Tutari ne olursa olsun, kullanmadiginiz bakiye miktari her aksam iptal ediliyor. Böyle bir durumda ne yapardiniz? Tabii ki son kurusuna kadar çekerdiniz!!!! Aslinda, hepimizin böyle bir bankasi var. Adı ZAMAN...
Her sabah ise, iyi seylere yatirim yapmadiginiz kismini silip, hesabiniza zarar kaydediyor. Hiç devretmiyor. Kredi miktarindan bir kurus fazla kullandirmiyor. Hergün size yeni bir hesap açiyor. Heraksam günün bakiyesini yakiyor. Eger günlük depozitolarinizi kullanmadiysaniz, bu zarar sizindir. Geriye dönüs yok. Yarindan avans çekmek yok. Bugünü, bugünkü depozitonuzla yasamalisiniz. Ona yatirim yapin ki, size saglik, mutluluk ve basari olarak geri dönsün. Zaman akip gidiyor gününüzü gün etmeye bakin!
BIR SENE' nin degerini anlayabilmek için sinifta kalan bir ögrenciye sorun. BIR AY' in degerini anlayabilmek için, premature bir bebegi dünyaya getiren anneye sorun. BIR HAFTA' nin degerini anlayabilmek için, haftalik derginin editörüne sorun. BIR DAKIKA' nin degerini anlayabilmek için, treni henüz kaçirmis bir kisiye sorun. BIR SANIYE' nin degerini anlayabilmek için, bir kazayi kil payi atlatmis bir kisiye sorun. BIR MILISANIYE' nin degerini anlayabilmek için, olimpiyatlarda gümüs madalya kazanan kisiye sorun. Sahip oldugunuz her ani degerlendirin. Daha fazla deger verin, çünkü onu çok özel biriyle, zamanini harcamaya degecek kadar özel biriyle paylastiniz. Sunu untumayin ki zaman hiç kiseyi beklemez.
Dün artik mazi oldu. Yarin ise muamma. Bugün ise avuçlarimizin içinde bize sunulmus bir armagandır. Dostlar nadide mücevherlerdir, süphesiz. Sizi güldürür, basari için cesaretlendirirler. Size kulak verir, sizinle övgü sözlerini paylasir ve her zaman kalplerini size açmaya hazirdirlar.
Dostlariniza ne kadar deger verdiginizi gösterin..."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   30th Haziran 2010, 01:07



BUDA GEÇECEK

Daha nerede durup nerede terkedeceğimize karar veremezken... Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmezken...

Hayatı yaşamaya değer kılan duyguların yokluğu hissedilir oldu yüreklerde...

Gönül duymazken dinlemezken, göz görmezken... Ama gönül görürken... Hayat daha mı anlamlıydı?

Başımıza neler gelecek daha. Neleri sığdıracağız şu kısacık hayata... Bir anda olacak her şey... Mutluluğu bir yana, başa gelince cefası çekilen dostu özlüyor yürek... Sevgiyi özlüyor. Yalanı aslına tercih edemiyor ya, hep onu arıyor. Sımsıkı sarıldığı yalnızlığının himayesinde yetişiyor; kendisini hayata yalnızlığıyla hazırlıyor. Hayatın akıp gittiğini farketse, yıkılacak... Yok o istemiyor bunu bilmeyi. Yaşamaya başlamak için özleminin bitmesini bekliyor. Ne yaşayacaksa o dostla olsun, hayatının anlamı o olsun... Daha neler neler istiyor yürek... bir zaman sonra her şey bitecek, hiçbir şey başlamadan bitecek her şey... Oysa o kadar çok şey yaşanmış olacak ki... O da farkedecek sonunda ya çok geç olacak... Yaşadığı hayal kırıklığını isimlendirmek için kelime bulamadığında, bildiklerinin kaderiyle uyuşmadığını anlayacak. Hak verecek tüm gönüllere... Ama bulana dek arayacak, az şey bulmayacak. Bulduklarını birbirine eklediğinde hep bir şeylerin eksik kaldığını görünce anlayacak her şeyi tam anlamıyla elde edemeyeceğini. Yaşadıkça öğrenecek...

Kaybedeceği korkusu değil ondaki, kazanamayacağı düşüncesi. Kaybetme şansı olsa kendini iyi hissedebilecek belki bir parça. Ama hiç kazanamadı ki ne kaybedecek!.. Mahkumdu o belki de kaybetmeye, her zaman olmasa da çoğu zaman... Hayat ne kadar yaşamaya değerse de daha azına layık gördüğü için mi kendine bunca eziyeti?..

Suskun yüreğim benim... Kimse arkasına dönüp bakmazken, kimse senin neler yaşadığını anlayamazken... Ve tüm yaşananları senden başka kimsenin aynıyla yaşayacağından emin olamazken... Var mı içine kapanıp ağlamak?.. Susma yüreğim. Bak akıp gidiyor hayat. Yaşamak sevmekse sen yaşa yaşanabileceklerin en iyisini, özlemekse yaşamak sen en çok özleyen ol...

Hayatın anlamını yalnızlığa vurulan darbede bir dost arayarak bulmaya çalışmaksa kader... Kader bizim yapabildiklerimizse... Kalk yüreğim, sen elinden geleni yap. Gerisi senden sorulmaz, merak etme...

Değil mi ki O her şeyin asıl sahibi... Ve tüm sevgilerin... Dayan yüreğim, bu da geçecek...

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   3rd Temmuz 2010, 00:29

Zamanla Kaybettiklerimiz





Bir gün insan virgülü kaybetti,
o zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı;
cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti.
Sonra ünlem işaretini kaybetti;
alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı.
Artık ne bir şeye kızıyor, ne bir şeye seviniyordu.
Hiç bir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu.
Bir süre sonra soru işaretini kaybetti ve soru sormaz oldu,
hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu.
Ne evren, ne dünya, ne de kendi apartmanı umurundaydı.
Birkaç yıl sonra iki nokta üst üste işaretini kaybetti ve
davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti.
Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız tırnak işareti kalmıştı.
Kendine özgü tek düşüncesi yoktu,
yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu.
Düşünmeyi unuttu ve böylece son noktaya erişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   3rd Temmuz 2010, 00:32

Bilmelisin ki ...


Duvarda asılı diplomalar
insanı insan yapmaya yetmez.


Bilmelisin ki ...

Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa,
anlam yükü o kadar azalır.


Bilmelisin ki ...

Karşındakini kırmamak ve inançlarını
savunmak arasında,
çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.


Bilmelisin ki ...

Gerçek arkadaşlar arasına
mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!

Bilmelisin ki ...

Tecrübenin kaç yaş günü partisi
yaşadığınızla ilgisi yok,
ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Bilmelisin ki ...

Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan
ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.

Bilmelisin ki ...

Ne kadar yakın olursa olsunlar
en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.

Bilmelisin ki ...

Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Bilmelisin ki ...

Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.


Bilmelisin ki ...

Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.


Bilmelisin ki ...

İki kişi münakaşa ediyorsa,
bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.


Bilmelisin ki ...

Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.


Bilmelisin ki ...

Sevgiyi çabuk kaybediyorsun,
pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.


Can Yücel




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   3rd Temmuz 2010, 00:34




***Her kahve aynı tadı taşımaz... Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona gore degişir...

***Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtigin kahvenin tadı kederlidir... Kahve telvesine yüreginin acısı karışır.

***Bir pazar öğle sonrası annenin "hadi bir kahve yap da içelim" dediği kahve huzurludur... Köpükler annenin göz bebeklerine yansır... Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir...

***Bir gece vakti zil zurna sarhoş birinin içtiği kahve düşülen kuyudan çıkma cabasıdır... Koyu kıvamlı kahverengi bir ipe tutunur çıkarsın ... çıktığın an uyuyakalırsın... ferahlıktır!!!

****Dostlarla içilen kahve neşedir... Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer...

***Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır...Acıdır tadı... Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır...

***Baban için yaptığın kahve sevgi doludur... çay bardağında, az şekerli...Kahve gibi görünmez sana... Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür...

***Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve baskadır... Isıtır insanın...içini...

***Yorgun olduğunda içtigin kahve hafifletir seni... Kendine getirir, unutturur günün ağırlığını...

***Kahve aynı kahvedir belki... köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama icilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadlari degişir...Her kahve aynı değildir bu yüzden...

Ben de sizleri sevgiyle pişirilen bir kahve içmeye davet ediyorum. akşam, öğle öncesi, sonrası ya da gece kahvesi. ne zaman isterseniz.

Dostlukla yudumlayacağımız bir kahve molası vermeye ne dersiniz???

Sizin kahveniz nasıl olsun ???
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   3rd Temmuz 2010, 00:34

Yaşamak güzel şey doğrusu
üstelik hava da güzelse
hele gücün kuvvetin yerindeyse
elin ekmek tutmuşsa bir de
hele tertemizse gönlün
hele kar gibiyse alnın
yani kendinden korkmuyorsan
kimseden korkmuyorsan dünyada
iyi günler bekliyorsan hele
iyi günlere inanıyorsan
üstelik hava da güzelse


Yaşamak güzel şey,
Çok güzel şey doğrusu!
Melih Cevdet ANDAY
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   3rd Temmuz 2010, 00:39

*
Yaşanmamış hatıralar bilirim
Büyülü sonbahar akşamlarında
Bulutlar üstünde su kenarında
Yalnız hayal edilen hatıralar
İşte; en ürpertici nagmelerle
Bizim şarkımızı söyleyen rüzgar
Sen dudagında gülümsemelerle
Ben gözyaşlarımla, bu alemdeyim
Fakat yine bizbize, başbaşayız
Duymasan düşünmesen de; unutma
Bir daha bu anı yaşayamayız.
**
Görülmemiş manzaralar bilirim
Karda, kışta, belki de ilkbaharda
Hür denizlerde, kuytu ormanlarda
Sadece hissedilen manzaralar
Bak. Dinle, neler anlatıyor yagmur
Üşüyorum üşüyorum beni sar
Karanlık başladı, gitme ne olur
İnan degişen manzaralar degil
Kiletreler ayıramadı bizi
Fakat bir gün gelir de birleştirir
Beyaz bir güvercin kanadı bizi
***
Söylenilmemiş mısralar bilirim
Hüzün dolu yagmurlu gecelerde
Alev çalgıların sustugu yerde
Yalnız, yalnız düşünülen mısralar
Bilinmeyen şeyler huzur içinde
Bilmenin bilinmez bir korkusu var
Bak bütün rüyalarım nur içinde
Çünkü, bugün havasını kokladıgın
Denizaşırı bir diyar bilirim
Ve o diyarda seninle beraber
Yaşanmamış hatıralar bilirim
Ümit Yaşar OĞUZCAN
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   3rd Temmuz 2010, 00:40

...hayat bize
mutlu olma şansı
vermedi sevgili
biz kendimizden
başka herkesin
üzüntüsünü üzüntümüz,
acısını acımız yaptık
çünkü. Dünyanın öbür
ucunda hiç tanımadığımız
bir insanın göz yaşı bile
içimizi parçaladı. Kedilere
ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat
karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında
ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine
üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün
hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili...Sevinerek,
severek, sevilerek, düşünerek... Ve o
vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...
Yılmaz GÜNEY
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   3rd Temmuz 2010, 00:40

Hepsi Bu




Değişen ben değilim
dönüşen savaş
yaşlanmakla ıslanmak aynı şey:

bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlanmak

şimdi ölüm bile yetmiyor
acılarımızı tartmaya
dostlar
alıngan bir sahili pinekliyorlar
bir merhabayı bıçaklar gibi artık
selamlaşmalar

değişen ben değilim
dönüşen savaş

artık zaman bile yetmiyor
yaşadığımızı sanmaya

yine de ışıklar bu kenti
güzelmiş gibi gösteriyor
geceleri...

geceler...
yani
Ahmet Haşim in kafiyeleri...

seni aklıma düşüren
yerçekimi değil
yalancı yıldızlar
öyle uzaksın ki
üflesem soğuyacaksın
sarılsam okyanus

bir aşka yetecek kadar
ve anımsatacak kadar
sebepsiz bir ölümü,
acılarımız
ve kafiyelerimiz var...

işte hepsi bu kadar…


Yılmaz ERDOĞAN
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   28th Temmuz 2010, 00:53

mutluluk nerede saklıdır??





mutluluk nerede saklıdır??



mutluluk;

Uyandırılma tedirginliği olmadan huzur içinde uykuya dalmaktır.

Mutluluk; Yazın en sarı sıcağında serin bir denizdedir, bir ağaç gölgesindedir.

Mutluluk; Çıplak ayakla koşulan ıslak çimendedir.

Mutluluk; Sıcak bir günün sonunda esmeye başlayan serin bir yeldedir.

Mutluluk; İnce belli bir çayda içilen tek şekerli demli çayın tadındadır.

Mutluluk; Anlatılan bir fıkranın ardından atılan kahkahadadır.

İzlenen bir filmin sonunda dökülen göz yaşındadır.


Mutluluk; Günün ilk aydınlığında, gecenin son karanlığındadır.

Mutluluk; Annenin okşayışında, babanın başında,
çocuğun gülüşünde, sevgilinin dokunuşundadır.

Mutluluk; Düşünüldüğünde gülümseten çocukluğa dair bir anıdadır.

Mutluluk; Bir kitapta, bir dergide görülen bir sözün ezberlenip defalarca söylenmesindedir.

Mutluluk; Yarın için hiç bıkmadan beslenen umuttadır.

Mutluluk; Sevgilinin yanağına konulan bir öpücüktedir.

Mutluluk; Mesafeye aldırmadan büyütülen sevgidedir.

Mutluluk; Küçük bir tartışmadan sonra kimin haklı olduğunu düşünmeden sevgiliye söylenen
"seni seviyorum" sözündedir.

Mutluluk; Bilgidedir. Her şeyi öğrenebilme çabasındadır.
Mutluluk; Bir aşk şarkısının ezgisindedir.

Uykuya dalarken okunan romanın sayfalarındadır.

Mutluluk; Acılarına, hüzünlerinde, zorluklarına rağmen, kaygıya direnerek
"yaşıyorum" diyebilmektedir.

Mutluluk yanı başınızdadır, fark etmenizi bekleyen bir gizemdir.

Mutluluk dönüp dolaşıp içinizde bulduğunuz yeniliklerdedir.

Mutluluk kendiniz olduğunuzu fark ettiğiniz andadır.

Mutluluk bir amaç uğruna yaşamınızı adamanızdadır.

Mutluluk direnme gücünüzü hayat test ettiğinde bulabildiğiniz en son noktadadır.

Mutluluk yaşamına anlamlı bir amaç yükleyebilecek düşünce gücünü geliştirdiğini fark etmendedir.

Mutluluk yaşamını kendine, başkalarına ve giderek evrene katılma coşkusuyla doldurmaktadır.

Mutluluk yakalandığında bazen kayboluveren
bir baloncuk gibidir.

Mutluluk peşinden koştukça uzaklaşan bir hedeftedir.

Mutluluk belki de her yerdedir, görebilenlere görünen bir renktir sadece
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   28th Temmuz 2010, 00:56

Merhaba!



Her insan günlük yaşamda çevresinde pek çok insanla ilişki kurar.
Ama sadece gerçek dostlar yüreğinizde bir iz bırakır. Çünkü onlar yürekten paylaşanlardır.
Eğer birisi sizi aldatmışsa bu onun suçudur.
Eğer o kişi sizi pek çok kere aldatmışsa bu da (alınmayın ama) sizin suçunuzdur.







Küçük insanlar başka insanları tartışırlar.
Normal insanlar sonuçları tartışırlar.
Akıllı insanlar yeni fikirleri tartışırlar.
İyi insanlar ise bildiğini PAYLAŞIRLAR...





Kim para kaybederse çok şey kaybetmiştir.
Kim bir dost kaybetmişse daha fazlasını kaybetmiştir.
Ve kim ki umudunu kaybetmişse her şeyini kaybetmiştir.

Başkalarının hatalarından öğrenmelisiniz,
çünkü kendi hatalarınızdan öğrenemeyecek kadar kısa bir ömrünüz var.




Bu yüzden paylaşmalıyız. Birden fazla kişi bir araya geldiği zaman bir grup oluşur. Dostluklar, arkadaşlıklar ortak amaçlar doğrultusunda dayanışma gösterildiğinde anlam kazanır. Paylaşıldığında güzelleşir.






Dün geçmişti.
Yarın birazcık bilmece.
Yaşanılan gün ise dostlukların arkadaşlıkların oluşturulması ya da geliştirilmesi gereken bir gündür.




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   28th Temmuz 2010, 00:57

Bu Resim Küçültülmüştür. Resim 720x540 Büyüklükte Ve 177 KB Boyutundadır. Resimi Büyültmek İçin Lütfen Buraya Tıklayınız.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   28th Temmuz 2010, 00:59

Kapı çalar...









Kapı çalar...

Sabahın erken saatlerinde. Açarsınız. Sütçünüzdür gelen. Sütçünün litreliğinden kabınıza dökülen beyazlıkta sabahın güzelliğine kavuşursunuz. Gözünüzde pırıl pırıl bir sabah kahvaltısı canlanır. İçinizden "Bugün kahvaltıyı bahçede yapalım" diye geçirirsiniz.


Kapı çalar...


Gelen postacıdır. Kucağında büyükçe bir paket. Uzattığı kağıda imza atarsınız. Daha önceden ısmarladığınız kitaplara kavuşmanın sevincini yaşarsınız. Zaten tatilde olduğunuzdan bu kitaplara çok ihtiyacınız vardır. "Artık canim sıkılmayacak " deyip keyiflenirsiniz. En çok merak ettiğinizi alıp şezlonga uzanırsınız.


Kapı çalar...


Kapıya koşarsınız. Yıllardır görmediğiniz bir dost gelmiştir. Sevinirsiniz. Sohbetleriniz saatler boyu hatta bütün gün sürer. "Yaşamak ne güzel" dersiniz içinizden. Hele böyle dostlar varken.


Kapı çalar...


Dürbünden bakarsınız. Kimseyi göremezsiniz. Dönüp yeniden koltuğa gömülürsünüz. Bir daha çalar. Bakarsınız, yine kimse yok. Tam o sırada bir daha çalınca kapıyı açarsınız. Komşunuzun oğlu, elindeki sopayla zile uzanmakta. Meğer tuzları bitmiş. İçeriden tuz getirirken kendi kendinize söylenirsiniz. "Elbette göremem. Keratanın boyu bir metre." Bu küçük hadise neşelendiriverir ortalığı.


Kapı çalar...


Düşüp bayılacak kadar şaşırırsınız. Askerdeki oğlunuz haber vermeden izne çıkmıştır. "Oğlum benim" diye hasretle kucaklarken göz yaşlarınızı zaptedemezsiniz. Mutluluğunuz oğlunuzun izni kadar uzar...


Kapının her çalışında sanki mutluluğa koşmaktasınız. Huzur tüter gözlerinizden. Her sessizlikte kulaklarınız zil sesi arar...


Ve kapı çalmaz...


O gün en büyük misafiriniz gelir. Adeta kapıyı kırmıştır. Alıp gider sizi, şaşırırsınız. "Niye haber vermedi?" diye içinizden geçirirken; "Doğduğundan beri zile basmaktayım" der.


Bir şeyler söylemek istersiniz o an. Ama o andan sonra diliniz dönmez.


Ölüm sessiz sedasız gelivermiştir...

Can Dündar
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   28th Temmuz 2010, 01:00

ESKİDEN





Çember çevrilir,
Su musluktan içilir,
Ağaçlara tırmanılırdı.
Bebekler bezden
Silahlar tahtadan
Resimler kömür karasından yapılırdı
Kızlara ninelerinin,
erkeklere dedelerinin
İsimleri konulur
Saatli maarif okunurdu
Komþuda pişen
Bize de pişer
Bizde pişen komşuya düşerdi
Geceler ayaz
Sokaklar karanlık
Yıldızlar parlak olurdu
Turşu,salça,mantı
Evde yapılır
Karpuz kuyuda soğutulurdu
Erik ağacının çiçeği
Pencere camımıza yaslanır
Güz yaprakları bahçemize düşerdi
Kardan adam yapılır
Evlerde soba yakılır
Kış gecelerinde masal anlatılırdı
Merdiven çıkılır
Aidat ödenmez
Yönetici seçilmezdi
Evler badanalı
Sokaklar lambasız
Mahalleler bekçili olurdu
Ajans radyodan dinlenir
Çizgili roman okunur
Defterlere kenar süsü yapılırdı
Hayat
Arkası yarın gibiydi
Kesintisizdi
Her gün yaşanacak bir şey vardı
Herkes kendi düşünü kurar
Kendi hayatini oynardı
şimdi
Hayat tek perdelik bir oyun
Stand-up bir yalnızlık gibi
Simdi
Herkes
Yoğun
Yorgun
Ve
Tek başına


CAN DÜNDAR
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   8th Ağustos 2010, 02:55



Dünya hayatında hep kötülük işleyen bir adamı ölünce
cehennem kapısında bir melek karşıladı. Melek adama
şöyle seslendi: "Hayatta iken tek bir gün bile birisine
iyilik yaptıysan buraya girmeyeceksin. "
Günahkar adam uzun süre düşündükten sonra,
bir keresinde ormanda gördüğü örümceği hatırladı.
Balta girmemiş ormanda yürürken önüne
bir örümcek ağı çıkmıştı. Adam ağı bozmamak
ve örümceği ezmemek için o gün yolunu değiştirmişti.
Heyecan içinde o günü meleğe anlattı.
Melek adama gülümsedi ve ardından elini şaklattı.
Gökten bir örümcek ağı inmişti.
Adam bu ağa tutunarak cennete girebilecekti.
Adam neşe içinde ağa tırmanırken cehennemden bazıları da
bu ağa tutunarak cennete gitmeye çalıştılar.
Ama adam ağın o kadar çok insanı taşımayacağından
korkarak onları itmeye başladı.
Tam o sırada ağ gerçekten koptu ve diğerleri ile
birlikte adam da cehenneme düştü.
"Yazık" dedi melek.
"Bencilliğin, hayatında işlediğin tek iyiyi de kötülüğe döndürdü.
O insanlara şefkat gösterebilseydin eğer,
ağın herkesi taşıyabileceğini de görecektin."


''YAŞAMIN ÖRÜMCEK AĞINI ÖREN İNSANIN KENDİSİ DEĞİLDİR.
O, BU AĞDA SADECE BİR TELDİR VEBU AĞA YAPTIĞI KATKIYI
ASLINDA KENDİ YAŞAMINA YAPMAKTADIR.....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   8th Ağustos 2010, 02:55

ANLAR


Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM...


Jorge Luis Borges

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   8th Ağustos 2010, 02:58

Hiç düşündünüz mü orjinal kişiliklerinizden

Kaç kopya çıkarılabileceğini?

Kaç farklı hayatı birarada yaşadığınızın far*kında mısınız?

İstemeden yaptıklarınız isteyip yapamadıklarınız, gündüz yapıp gece pişman oldukları*nızla nasıl çaresizce baş*ka başka dünyalara doğ*ru kanat çırpmaya

çabaladığınızı farkediyor musunuz?

Bir dost nikahının or*tasında birden bastıran hüznün, bir büyüğün ce*nazesinde karşılaştığı*nız eski bir sevgiliyle çı*kagelen coşkunun, sizi nasıl kopya kopya çoğalttığını ve tek bir sizden ne çok sizler yarat*tığını biliyor musunuz?

Sınırlı bir hayatı çabucak tüketmek için dörtnala koşturup dururken, bir an olsun, durup, geride kaç farklı ayak izi bıraktığımıza dikkat ediyor musunuz?

Halen sinemalarda gösterilen "Multipli city" (Dördümüze Bir Eş) işte bu sorulara ya*nıt arıyor. Filmin kahramanı (Michael Kreaton) çağdaş bir hastalığın kurbanı; işinden başını kaldıramayan, oradan oraya koşturmak*tan ne evine, ne sevdiklerine zaman ayıramayan ve sonunda hiçbirşeyi doyasıya yasayama*dan bitkin düşen bir "işkolik"...

Bu çıkmaz sokakta debelenip dururken in*sanların benzerim üretmeyi başarmış bir genetik araştırmacıyla tanışıyor ve kendisinden bir kopya çıkarttırıyor. Böylece işine aslını, evine kopyasını göndererek durumu idare ediyor. Ancak zamanla bu da yetmez oluyor. Kopyalar önce üçe, sonra dörde çıkıyor. So*nunda aynı adamdan, çılgın, serseri, evcil, iş*kolik kopyalar türüyor.

Yönetmen Harold Ramis, güncel bir sûru*nu sinema teknolojisinin de yardımıyla ve mizahi bir dille perdeye taşırken, çağdaş İnsanın iç dünyasındaki kimlik krizini ve karmaşayı da olanca çıplaklığıyla sergiliyor.

Senaryoya bakınca sormadan edemiyorsu*nuz:

Sahi kaç kopyayız biz?

Aynı beden içinde kaç farklı ruh halini aynı anda yaşayıp, kaç farklı kişiliğe bürünebiliyoruz?

Bu kişiliklerin hangisi biziz, hangisi fotoko*pimiz?

James Bond filmlerindeki kibar, yakışıklı ve aynı zamanda da güçlü İngiliz salon erkekle*rini hayran hayran izleyen kadın mı size daha yakın, yoksa motorsikletli bir James Dean serseriliğine tutulup maceralar özleyen mi?

Ne zaman Maryl Streep'in çehresindeki duruluğun ve gizemin büyüsüne kapılıp din*gin hayatlar hayal ettiğinizi, ne zaman herşeye boşverip Madonna'nın isyana ve günaha çağıran sesine koştuğunuzu kendinize itiraf edebilir misiniz?

Huzurlu bir dağ başında sadece ırmak şırıl*tısı ve kuş sesleriyle sakin bir hayatı düşleyen bıkkınlar mısınız, yoksa deniz kenarında bile televizyonlarım ve cep telefonlarını elinden bırakamayan gönüllü kent mahkumları mı? Ya aynı anda ikisine birden özenmenizi nasıl açıklayacaksınız..?

Hangi kopyanız "Kaçıp gidelim uzaklara diyor, siz sıkı sıkıya bu topraklara bağlı dururken...

Üfürükçülük adı altında bastırılmış içgüdü*lerinden cinsel fantaziler üreten din adamla*rını, ölümcül hırslarını sahte bir gülücükle maskeleyen siyaset ikonalarını, maçlarda bi*rer küfür mitralyözüne dönüşen kibar işa*damlarını görünce sistemin ne çok kopya ürettiğine şaşıyor musunuz?

Kinler, sevgiler, öfkeler, kahkahalar ve göz*yaşlarıyla örülmüş, çok kopyalı bir hayatı na*sıl kendinize bile söylemeye cesaret edemedi*ğiniz bir tür iki (üç-dört..?) yüzlülükle yaşayıp gittiğinizi farkediyor musunuz?

Her akşam haberlerin karşısında genç me*zarların ardından gözyaşı dökerken, sonra nasıl birden unutup kendi bencil dünyanıza çekilebiliyorsunuz?

Resmi bir toplantının ortasında, aklınızdan masanın üzerindeki kalın raporun sayfaların*dan oyuncak uçaklar yapıp, tek tek aşağı at*mak geçerken hala büyük bir ciddiyetle kös kös oturuyor olmanızı gülümseyerek mi ha*tırlıyorsunuz, üzülerek mi..?

Aklınızdan geçeni yapamamanın, ruhunuz kopya kopya çoğalırken asıl hayatı tek kopya olarak tüketiyor olmanın bedelini biliyor mu*sunuz?

Kopyalarınızı, orjinal kimliğinizle konuştu*ruyor musunuz hiç...?

İçinizdeki canavar, ruhunuzdaki melekle hesaplaşıyor mu?

Hangisinin ne zaman, nasıl ortaya çıkacağı*nı denetleyebiliyor musunuz?

Siz kopya sandıklarınızın bir bileşkesi misi*niz, yoksa kopyalarınız da aslınıza mı benzi*yor?

Bilmeden her kopyada aslınızı yeniden mi üretiyorsunuz?

Göçüp giderken ardınızda kaç asıl, kaç su*ret bırakacaksınız?

Kaçının hatırlanmasını isteyecek, kaçından utanacaksınız?

Sahi, kaç kopyasınız siz...?

Hangisi sizsiniz, hangisi fotokopiniz...?


CAN DÜNDAR...




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   8th Ağustos 2010, 02:58

İnsan 5 yaşına gelmeden anlıyor; açlığın öldürdüğünü,

soğuğun dondurduğunu, ateşin yaktığını...

Sevgisizliğin insanın canını acıttığını...

Duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor.

Her şey ona çok büyük görünüyor:

Ev, masa, anne, baba...

10´una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla

öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. Dünyanın evde, okulda

kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.



15´inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden,

değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor.

Dış dünya kadar iç dünyanın da büyük salonları ve kendisinin bile

bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o odalardan devasa bahçelere

çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. Şarkıların içinde sevdalar

gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini anlıyor. Aşk acısını

öğreniyor. Yine de seviyor; ille seviyor, inadına seviyor.

20´sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor.

Her şey ona küçük görünüyor:

Ev, masa, anne, baba...

"Dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor.

Lakin dünya bunu bilmiyor.

25´inde ayaklar biraz yere değiyor.

Okul bitiyor, iş telaşı başlıyor.

Sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp

grileşiyor.

Yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden

vurularak evleniyor genelde...

5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal", daha yakına geliyor.

"Bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor.

"Dünya zor"laşıyor.

30´unda muhasebeye başlıyor insan:

"Dünya hâlâ beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum"

dönemi...

Mevcut bilgilerin sorgu yeri...

Kuşkunun beyliği...

Tehlikeli yaşlar: "Bunun nesine hayran oldum ki ben" pişmanlıkları,

"Hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler, çelmeler, dost

kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı...

35, yolun yarısı...

Hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir

çadırda uyanmadan 20´sine gelenler için gecikmiş telafi çağları...

Daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan

yaşlar... Olgunluğun karasuları...

40´ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri

yaşlanıp ölmeye başladığında bocalıyor insan...

Panik, kadınları kuaföre sürüklüyor, erkekleri araba galerilerine; ve

ikisini birden yeni sevda hayallerine...

Yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, kırmızı

arabalarla çare aranıyor.

45´inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan...

Hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor.

Eski dostlar, hatıralar kıymete biniyor.

Didişmenin yerini sükûnet, böbürlenmenin yerini nedamet, kinin yerini

merhamet alıyor. "Keşke"ler "iyi ki"lerle, hırslar hazlarla yer

değiştiriyor.

Bu dünyayı silkelemekten, daha iyi bir dünya için kavga vermekten

vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da kulak kabartıyorsunuz, ara

sıra...

Genellenemez tabii; bunlar benim yaşlarım.

Sonrasını bilmiyorum henüz; öğrendikçe yazarım.



*Can DÜNDAR*



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   8th Ağustos 2010, 02:59

YAVAŞ DANS


(Nail Güreli'nin bir yazısından alınma!)


hiç mayıs direğinin çevresinde danseden
cocukları izledin mi?
ya da yere vuran yağmuru, dinledin mi?
hiç bir kelebeğin ani uçuşunu,takibettin mi?
ya da geceye doğru kaybolan güneşi gözledin mi?
en iyisi yavaş ol.
çok hızlı dans etme.
zaman kısa ve MüZİK ÇOK FAZLA SÜRMİYECEK

Uçan her güne doğru koşuyor musun?
nasılsın diye sorduğunda, cevabı duyuyor musun?
günün bitiminde yatağına uzanıyor musun?
yüzlerce yeni koro , beynine dolduğunda?
iyisi mi yavaş ol.
çok hızlı dans etme.
zaman kısa ve MÜZİK ÇOK FAZLA SÜRMİYECEK

hiç bir çocuğa o işi yarın yapalım, dedin mi?
ve sen kendi acelende, onun hüznünü gördün mü?
hiç dokunmayı kaybettin mi?
hadi ölümle iyi bir arkadaşlık kuralım.
çünkü ,hoşça kal demek icin,
hiç zamanın olmayacak.
iyisi mi yavaş ol.
çok hızlı dans etme.
zaman kısa , ve MÜZİK UZUN SÜRMİYECEK.

bir yerlere yetişmek icin, cok hızlı koştuğunda,
oraya varmak icin, eğlenceyi yarı yarıya
kaçırıyorsun.
endişelenip acele ettiğinde, bütün günün
boyunca,
tıpkı açılmamış bir hediye gibi,
uzaklara atılmış.
hayat bir yarış değildir.
Onu daha yavaşa al.
MÜZİĞİ DUY, ŞARKI BİTMEDEN ÖNCE


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   8th Ağustos 2010, 03:02

Yalanmış Sevmeler

Yalanmış sevmeler
Yalancı dünya ikliminde,
Kalbe hüzün dolardı siyah beyaz
Mevsim-i sevda tersine dönmüş,
Dudakta sitem var,yürekte yas.

Üsküdar’da şarkılar,
Maziden bir hatıra sadece
Neylersin şimdilerde nağmeler,
Kaldırımlarda inler sessizce.

İlkyazda tomurcuklanırmış sevda dediğin
Beklerim,eylül yağmuruyum sessiz,
Ey eski bahar akşamı nerdesin
Senin de uzaklardan gelmez mi sesin.

Zararı yok,kalbim bir hüzün yolcusu
Geçtiğim yollar dar,hava karanlık
Yıldızların eski tadı yok,
Ruhum benim de mahzende artık.

Yalanmış sevmeler
Kaypak gönüllerde,
Sebeb-i kahrımdır
Mecnun yaban ellerde.

Yavuz Yavuzer



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
maviş
Yönetici
Yönetici
avatar


MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   18th Ağustos 2010, 03:53

Kursun sesi kadar hizli geçer yasamak; Öyle zordur ki, kursunu havada,
sevgiyi de yürekte tutmak!

Bazen duygularimiz bizden erken yaşlanır ve bizden
hayatin geri kalanini alir.
Hayatin, kendini anlayanlari cezalandirmasidir bu.
Durup,durup ardına bakan kadınlar vardir.Geçmisi düsünmekten
simdiyi yasayamazlar.
Her seyi didikleyip duran, mazisinin gölgesinden, anilarinin yükünden
bir türlü kurtulamayan, gözleri ufuk yorgunu kadinlar.

Güçlü, köklü bir biçimde yeni arkadas edinecek yaslari geride
biraktiysan eger,
hasar görmüs eski arkadasliklari onaracak çagi da geride birakmis oluyorsun.
Zaman ilerledikçe birçok sey, daha zor olmaya baslar.
Beklentisi yüksek olan kadinlarin yalnizligi daha koyu oluyor.
Büyük laflarin gölgesinde geçen hayatlar, bir daha iflah olmuyor,
geçip gittigiyle kaliyor.

Zaman,aşk...... hersey!

Ayriliklari ayrintilar acitir. Kadinlari mahveden erkekler degil,
ayrintilardir. Ummak ve beklemek kadinliga verilmis iki cezadir.

Murathan MUNGAN




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Maviş'le bir kahve molası!.....   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Maviş'le bir kahve molası!.....
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
8 sayfadaki 9 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: HAYATA DAİR :: MAVİŞ'den sunumlar-
Buraya geçin: